Büyük Oksipital Sinir (GON) blokajı, ense kökünden başlayıp başın tepe noktasına ve ön kısmına kadar yayılan kronik baş ağrılarını ameliyatsız şekilde tedavi etmek amacıyla, ilgili sinirin çevresine özel lokal anestezik ilaçların enjekte edilmesi işlemidir. Bu minimal invaziv tedavi; günlük yaşamı durma noktasına getiren dirençli migren atakları, oksipital nevralji, küme tipi baş ağrıları ve boyun kaynaklı kafa ağrılarının kontrol altına alınmasında öncelikli olarak uygulanır. Sürekli ağrı kesici tüketimine bağlı gelişebilecek sistemik yan etkilerin önüne geçen bu yöntem sinir sistemindeki ağrı iletim yollarını doğrudan keserek hızlı ve etkili bir rahatlama sağlar. Farmakolojik tedavilerin yetersiz kaldığı durumlarda hastaların yaşam kalitesini yeniden yükselten, modern ve güvenilir bir yaklaşımdır.
Büyük Oksipital Sinir Vücudumuzun Neresindedir ve GON Blokajı Neden Gerekir?
İnsan vücudundaki sinir sistemi, her bir noktası birbiriyle iletişim halinde olan devasa ve oldukça karmaşık bir ağdır. Bu ağın baş ve boyun bölgesindeki en önemli aktörlerinden biri de büyük oksipital sinirdir. Tıbbi terminolojide C2 olarak bilinen, boynumuzun üst kısmındaki ikinci omurdan köken alan bu sinir, kafa derimize doğru oldukça uzun ve engellerle dolu bir yolculuğa çıkar. Omurilikten ayrıldıktan sonra, sırtımızdan boynumuza doğru uzanan geniş trapez kası ile başımızı dik tutmamızı sağlayan daha derin boyun kaslarının arasından geçer. Kafa derisinin arka ve üst bölgesine ulaşana kadar birçok kas tabakasını delerek ilerlemek zorundadır.
Bu anatomik yolculuk sırasında sinir, çevresindeki dokular tarafından baskıya uğramaya oldukça müsaittir. Günümüzde masa başında uzun saatler geçirmek, akıllı telefonlara bakarken başı sürekli öne eğmek veya genel duruş bozuklukları, boyun kaslarında kronik bir sertleşmeye yol açar. Kasılan bu dokular, büyük oksipital sinirin içinden geçtiği tünelleri daraltarak siniri mekanik olarak sıkıştırır. Geçirilmiş boyun travmaları, boyun fıtıkları veya yaşa bağlı kireçlenmeler de bu sıkışmayı tetikleyen diğer unsurlardır.
Sıkışan ve tahriş olan sinir, bölgesel kan akımının da bozulmasıyla birlikte ağrı sinyalleri üretmeye başlar. Ense kökünden başlayan bu ağrılar, zamanla başın tepe noktasına yayılır. Hastalar bu durumu genellikle elektrik çarpması, zonklama veya yanma hissi olarak tarif ederler. Büyük oksipital sinir sadece bu bölgenin duyusunu algılamakla kalmaz, aynı zamanda baş ağrılarının tetiklenmesinde bir köprü görevi görür. Bu nedenle sinirdeki bu aşırı uyarılmayı yatıştırmak ve ağrı döngüsünü kırmak amacıyla GON blokajı adı verilen enjeksiyon işlemine ihtiyaç duyulur.
Enseye Yapılan Büyük Oksipital Sinir veya GON Blokajı Yüz ve Baş Ağrılarını Nasıl Hafifletir?
Birçok kişi, ağrıyı alnında, şakaklarında veya gözlerinin arkasında hissetmesine rağmen, doktorların neden ense köküne bir işlem yaptığını merak eder. Bunun nedeni, sinir sistemimizin anatomik bağlantılarında, özel bir buluşma noktasının bulunmasıdır. Yüzümüzün, alnımızın ve göz çevremizin dokunma, sıcaklık ve ağrı duyularını trigeminal sinir adı verilen büyük bir sinir ağı taşır. Ense kökü ve başın arka kısmının duyusundan ise büyük oksipital sinir sorumludur.
Normal şartlarda vücudun farklı bölgelerinden sorumlu gibi görünen bu iki önemli sinir ağı, omuriliğin üst kısımlarında ve beyin sapında yer alan ortak bir merkezde birleşirler. Bu anatomik buluşma alanına trigeminoservikal kompleks adı verilir. Bu durumu evin farklı odalarındaki elektrik kablolarının en sonunda aynı ana sigorta kutusuna bağlanmasına benzetebiliriz.
Ense kökündeki büyük oksipital sinire bölgesel uyuşturucu (lokal anestezik) ilaçlar enjekte edildiğinde, sinir liflerinin üzerindeki sodyum kanalları geçici bir süre için kapanır. Bu durum ense kökündeki ağrı uyarılarının beyin sapındaki o ortak merkeze ulaşmasını engeller. Beyin sapındaki bu merkeze gelen uyarı bombardımanı azaldığında, merkezin hassasiyeti de düşer. Merkez sakinleştiği için, yüzün ön kısmından, alın bölgesinden veya göz çevresinden gelen ağrı sinyallerine karşı gösterilen aşırı tepki de yatışmış olur. Merkezi sinir sistemindeki bu yatışma hali, ağrının ön bölgelerde hissedilmesini de büyük oranda azaltır. Bu şekilde sadece ilacın yapıldığı yer değil o bölgeyle dolaylı bağlantısı olan yüz bölgelerindeki ağrı döngüsü de kırılmaya çalışılır.
Büyük Oksipital Sinir veya GON Blokajı Hangi Baş Ağrısı Türlerinde Başvurulan Bir Yöntemdir?
Baş ağrıları, ortaya çıkış mekanizmalarına, şiddetlerine ve eşlik eden belirtilere göre çok farklı türlere ayrılır. Bazı baş ağrıları sadece strese bağlı kas gerginliğinden kaynaklanırken, bazıları sinir sisteminin biyokimyasal işleyişindeki karmaşık değişimlerden beslenir. Sürekli ağrı kesici kullanmanın getirdiği riskleri azaltmak ve ağrıyı kaynağında yönetmek amacıyla uygulanan GON blokajı, çeşitli baş ağrısı tiplerinde değerlendirilen bir seçenektir.
Bu ağrı türlerinden başlıcaları şunlardır:
- Migren
- Oksipital nevralji
- Küme tipi baş ağrısı
- Gerilim tipi baş ağrısı
- Servikojenik baş ağrısı
- Primer öksürük baş ağrısı
İşlem hastanın genel sağlık durumuna, ağrısının kronikliğine ve diğer tedavilere verdiği yanıta göre tek başına uygulanabileceği gibi, farklı sinir blokajları veya tedavilerle de birleştirilebilir. Şimdi bu ağrı türlerinde sürecin nasıl işlediğine biraz daha yakından bakalım.
Dirençli Migren Ataklarında GON Blokajı Tedavi Sürecine Nasıl Bir Katkı Sağlar?
Migren, yalnızca basit bir baş ağrısı olarak tanımlanamayacak kadar karmaşık, kişinin ışıktan, sesten ve hatta kokudan rahatsız olmasına yol açan sistemik bir nörolojik tablodur. Beyin zarlarındaki damarların ve trigeminal sinir ağının aşırı aktif hale gelmesiyle ortaya çıkan migren atakları, hastaları günlerce karanlık ve sessiz bir odada yatmaya mecbur bırakabilir. İlaç tedavilerinin yetersiz kaldığı, çok sık atak geçiren veya ağrı kesicilerin yan etkilerini tolere edemeyen hastalarda büyük oksipital sinir blokajı önemli bir alternatif sunar.
Migren tedavisinde bu blokaj genellikle haftalık aralıklarla birkaç seanslık bir başlangıç kürü şeklinde planlanır. Sinir etrafına yapılan enjeksiyonlar, merkezi sinir sistemindeki o aşırı duyarlılaşmış bölgeleri sakinleştirerek migren ataklarını tetikleyen mekanizmaları baskılamaya yardımcı olur. Hastaların birçoğunda bu başlangıç seanslarının ardından atakların şiddetinde ve sıklığında gözle görülür bir azalma izlenir. Elde edilen rahatlamayı korumak amacıyla daha sonra daha uzun aralıklarla idame seansları uygulanabilir. Gerekli görülen durumlarda bu uygulama, migren botoksu gibi diğer koruyucu yöntemlerle birlikte kullanılarak hastanın yaşam kalitesini artırmaya yönelik bütüncül bir yaklaşım sergilenir.
Oksipital Nevralji Belirtilerinde GON Blokajı Hangi Aşamalarda Tercih Edilir?
Oksipital nevralji, büyük oksipital sinirin seyri boyunca tahriş olması, iltihaplanması veya sıkışması sonucu ortaya çıkan oldukça spesifik bir ağrı türüdür. Hastalar genellikle ense kökünden başlayıp saçlı deri boyunca şimşek çakması, ani elektrik çarpması veya keskin bir bıçak saplanması gibi hisler tarif ederler. Saç taramak, şapka takmak veya başı yastığa koymak bile tahammül edilemez bir acı yaratabilir. Boyun omurlarındaki sorunlar, travmalar veya kas spazmları bu tabloyu hazırlayan temel etkenler arasındadır.
Bu rahatsızlıkta GON blokajı iki farklı amaçla uygulanır. İlk olarak ağrının kaynağının gerçekten bu sinir olup olmadığını anlamak için tanısal bir araç olarak kullanılır. Eğer ilacın uygulanmasından kısa bir süre sonra hastanın hissettiği o keskin şimşek çakması hissi kayboluyorsa, ağrının kaynağı doğrulanmış olur. İkinci olarak ise tedavi edici bir etki hedeflenir. Tahriş olan sinirin etrafındaki ödemin azalması ve sinirin uyarılabilirliğinin düşmesiyle, hastalar uzun süreli bir rahatlama dönemine girebilirler. Şikayetlerin tekrar etmesi halinde daha farklı radyofrekans tedavilerine geçiş yapılması planlanabilir.
İlaç Aşırı Kullanımı ve Gerilim Tipi Ağrılarda GON Blokajı Nasıl Bir Köprü Kurar?
Sürekli baş ağrısı çeken birçok kişi, çareyi her gün artan dozlarda ağrı kesici kullanmakta bulur. Ancak tıp dünyasında “ilaç aşırı kullanım baş ağrısı” olarak bilinen tehlikeli bir paradoks vardır. Vücut zamanla bu kimyasallara o kadar alışır ki kanda ilacın seviyesi hafifçe düştüğünde sırf yeni bir ilaç aldırabilmek için beyin tekrar ağrı sinyali üretir. Hastalar ağrıyı kesmek için ilaç içerler, ancak içtikleri ilaç aslında ağrının devam etmesine neden olur. Bu kısır döngüden çıkmak için hastanın kullandığı analjezik ilaçların kademeli olarak kesilmesi ve vücudun arındırılması gerekir. Bu arınma dönemi oldukça ağrılı geçebilir. İşte bu süreçte uygulanan GON blokajı, ilaç kullanmadan ağrıyı hafifleterek hastaya bir “köprü” görevi görür ve yoksunluk döneminin daha rahat atlatılmasına destek olur.
Gerilim tipi baş ağrıları ise genellikle boyun ve kafa derisini saran kaslardaki yoğun strese ve spazmlara bağlı olarak gelişir. Başın etrafında sıkı bir bant varmış gibi hissedilen bu ağrılarda, ense kaslarındaki gerginlik büyük oksipital siniri de sıkıştırır. Uygulanan blokaj işlemi, bu bölgedeki sinir iletimini yavaşlatarak kasların da refleks olarak gevşemesine zemin hazırlar. Genellikle tetik nokta enjeksiyonlarıyla birleştirilen bu yaklaşımlar, hastanın omuzlarına ve ensesine çöken yükün hafifletilmesine önemli katkı sağlar.
Ultrasonografi Kılavuzluğunda GON Blokajı Yapılmasının Hastalar İçin Avantajları Nelerdir?
Geçmiş yıllarda bu tür girişimsel ağrı tedavileri, doktorun hastanın anatomik kemik çıkıntılarını elleriyle hissederek yön bulduğu kör yöntemlerle (landmark tekniği) yapılırdı. Başın arkasındaki kemik çıkıntısı ile kulak arkasındaki kemik arasında hayali çizgiler çizilerek sinirin muhtemel yeri tahmin edilirdi. Ancak insan anatomisi bir makine fabrikasından çıkmış gibi tek tip değildir. Yapılan anatomik çalışmalar sinirin kafa derisine çıktığı noktanın orta hatta olan mesafesinin kişiden kişiye ciddi farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu değişkenlik, ilacın sinirden uzağa verilmesi veya sinirin yanındaki damarların yanlışlıkla zedelenmesi gibi riskler taşıyordu.
Günümüzde ise gelişmiş ultrasonografi cihazları sayesinde bu işlemler çok daha kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmektedir. İşlemin ultrason eşliğinde yapılmasının sağladığı temel avantajlar şunlardır:
- Yüksek isabet oranı
- Düşük ilaç hacmi
- Minimum damar yaralanması
- Hızlı etki başlangıcı
- Görsel doğrulama
Bu avantajları biraz daha detaylandırmak gerekirse; ultrason cihazının probu enseye yerleştirildiğinde, cilt altındaki kas tabakaları, atardamarlar ve büyük oksipital sinir ekranda anlık olarak görüntülenir. Doktor, iğnenin ucunu milimetre milimetre takip ederek sinirin kılıfına yaklaşır. İğnenin nerede olduğu net olarak bilindiği için, hedefe ulaşmak adına yüksek miktarda ilaç kullanmaya gerek kalmaz; çok daha az miktarda lokal anestezik ile istenilen etki sağlanabilir. Ayrıca sinirin hemen yanından geçen oksipital arter (atardamar) ekranda net bir şekilde görüldüğünden, iğnenin damara girme ihtimali oldukça düşer. Bu da doku içinde kanama veya ilacın yanlışlıkla kana karışması gibi riskleri en aza indirger. İlacın doğrudan hedefe verilmesi, hastanın ağrısının dakikalar içinde hafiflemeye başlamasına olanak tanır.
Geçici Rahatlamanın Ardından GON Blokajı Sonrası Daha Uzun Süreli Çözümler Nelerdir?
Lokal anesteziklerle yapılan blokaj işlemleri, ağrıyı kesme ve siniri sakinleştirme konusunda çok değerli olsa da altta yatan mekanik sorunların düzeltilemediği veya sinir hasarının ilerlediği durumlarda ağrılar aylar sonra tekrar ortaya çıkabilir. Enjeksiyonlara olumlu yanıt veren ancak bir süre sonra ağrıları tekrarlayan hastalarda, daha uzun süreli rahatlama sağlayabilecek ileri teknolojiler devreye girer. Bu noktada “Pulsed Radyofrekans” (PRF) uygulaması ön plana çıkmaktadır.
Radyofrekans tedavisine geçmeden önce hastanın bu yönteme uygun olup olmadığını belirlemek için tanısal bir test blokajı yapılır. Bu testten geçerli not alan hastalara PRF işlemi planlanır. Eski radyofrekans yöntemleri siniri yüksek sıcaklıklarda yakarak kalıcı his kaybı yaratırken, yeni nesil Pulsed Radyofrekans işlemi dokuya zarar vermemeyi hedefler. Ultrason rehberliğinde sinirin yanına yerleştirilen özel bir iğne vasıtasıyla, aralıklı olarak elektromanyetik akım gönderilir. Isı hiçbir zaman siniri tahrip edecek seviyelere ulaşmaz.
Bu işlem sinirin ağrı ileten liflerinin çalışma şeklini hücresel düzeyde yeniden düzenler; bir nevi siniri resetleyerek uyarılabilirliğini normale döndürür. Uygulamanın ardından hastaların aylarca, bazen de bir yıla yakın süre boyunca atak sıklıklarında ve ağrı şiddetlerinde çok ciddi bir düşüş yaşandığı gözlemlenmektedir. Ağrı kesici ihtiyacının belirgin şekilde azalması ve işlemin sinirde kalıcı bir harabiyet bırakmaması, dirençli vakalarda bu yöntemi cazip kılan en önemli faktörlerdir.
Post-Covid Dönemindeki İnatçı Baş Ağrılarında GON Blokajı İşe Yarar Mı?
Koronavirüs pandemisi genel hatlarıyla geride kalmış olsa da hastalığı geçiren birçok kişi “Uzun Covid” olarak adlandırılan ve aylar süren yan etkilerle mücadele etmeye devam etmektedir. Bu etkilerin arasında en can sıkıcı olanlardan biri de daha önce baş ağrısı şikayeti olmayan kişilerde bile ortaya çıkan inatçı ve şiddetli baş ağrılarıdır. Virüsün sinir sisteminde yarattığı etki ve trigeminovasküler sistemin uzun süreli uyarılması, bu ağrıların kronikleşmesine zemin hazırlar.
Geleneksel ağrı kesicilere yanıt vermeyen bu tür hastalarda yapılan klinik gözlemler, GON blokajının oldukça faydalı sonuçlar verebildiğini göstermektedir. Bu durumlarda genellikle ense bölgesindeki her iki büyük oksipital sinire aynı anda, lokal anesteziklere ek olarak inflamasyonu baskılayıcı ilaçlar da dahil edilerek uygulama yapılır. Hastaların büyük bir kısmında, uygulamanın hemen ardından ağrı şiddetinde ciddi bir düşüş yaşanır. Birkaç hafta arayla yapılan pekiştirme seanslarının ardından sinir sistemindeki o aşırı uyarılma hali yatışır ve kişilerin günlük yaşama dönmeleri kolaylaşır.
Büyük Oksipital Sinir veya GON Blokajı Öncesi Dikkat Edilmesi Gereken Riskli Durumlar Nelerdir?
Her tıbbi müdahalede olduğu gibi, girişimsel ağrı tedavilerinde de işlemin başarısı doğru hastanın seçilmesine ve olası risklerin önceden belirlenmesine bağlıdır. İşlem kararı verilmeden önce hastanın sağlık geçmişi detaylıca dinlenir, kullanılan ilaçlar sorgulanır ve fizik muayenesi yapılır. Gerekli görülen hallerde kan tahlilleri ve görüntüleme yöntemleri incelenir.
İşlemin yapılmasını engelleyen veya ertelenmesine yol açan bazı temel risk faktörleri şunlardır:
- Cilt enfeksiyonları
- Sistemik enfeksiyonlar
- İlerleyici nörolojik kayıplar
- Açıklanamayan kilo kaybı
- Kanama bozuklukları
- Akut travmalar
Eğer iğnenin yapılacağı ense bölgesinde aktif bir yara veya cilt enfeksiyonu varsa, işlem o bölge iyileşene kadar ertelenir. Aksi takdirde yüzeydeki bakteriler derin dokulara taşınabilir. Benzer şekilde kanda aktif bir enfeksiyon durumu varsa müdahale yapılmaz. Kanser öyküsü, ani kilo kaybı veya ilerleyici bir kas gücü kaybı söz konusuysa, ağrının altındaki asıl nedeni bulmak için hasta öncelikle ilgili branşlara yönlendirilir.
Kan sulandırıcı (antikoagülan) ilaç kullanan hastalar da özel bir değerlendirmeden geçirilir. İşlem sırasında oluşabilecek kanama riskini yönetmek için, hastayı takip eden hekimin onayıyla kan sulandırıcı ilaçların işlemden uygun bir süre önce kesilmesi veya dozunun ayarlanması gerekebilir. Ayrıca işlemde kortizon (steroid) kullanılacaksa, bu ilacın aynı bölgeye çok sık uygulanmamasına dikkat edilir. Steroidlerin sık kullanımı o bölgedeki cilt dokusunun incelmesine ve saç dökülmesine yol açabileceğinden, genellikle birkaç aydan daha kısa aralıklarla tekrarından kaçınılır.
Uygulama Sonrası Beklentiler Nelerdir ve GON Blokajı Süreci Nasıl Tamamlanır?
Klinik ortamında, ultrason rehberliğinde gerçekleştirilen GON blokajı genellikle oldukça kısa süren bir prosedürdür. İğne çok ince olduğu için hastalar çoğunlukla sadece hafif bir sinek ısırığı hissi duyarlar. İlaç sinir kılıfına ulaştığında, hastalar genellikle başın arka kısmında, kulak arkasına doğru yayılan ve giderek tepe noktasına ulaşan bir uyuşukluk hissi veya karıncalanma tarif ederler. Bu durum aslında ilacın doğru yere ulaştığının ve etkisini göstermeye başladığının en önemli belirtisidir. Enjeksiyon yerinde birkaç saat sürebilecek hafif bir hassasiyet olması normal karşılanır.
İşlem tamamlandıktan sonra hastalar hemen evlerine veya işlerine gönderilmezler. Çok düşük bir ihtimal de olsa, lokal anestezik ilaçların kana karışmasına bağlı olarak nadiren ritim değişiklikleri veya alerjik tepkiler gözlemlenebilir. Bazen de heyecana veya iğne korkusuna bağlı olarak tansiyon düşüklüğü yaşanabilir. Bu gibi durumlara karşı hastalar, işlemin yapıldığı klinikteki dinlenme alanında bir süre, genellikle on beş ile otuz dakika kadar gözlem altında tutulurlar. Bu sürenin sonunda hastanın yaşamsal bulguları stabil ise, normal günlük yaşam aktivitelerine dönmesinde hiçbir sakınca bulunmaz.
Büyük Oksipital Sinir blokajı, baş ağrısının yarattığı o karanlık ve kısıtlayıcı tünelden çıkmak isteyen hastalar için son derece kıymetli bir adımdır. Ancak baş ve boyun bölgesi, vücudun en hayati damar ve sinir ağlarına ev sahipliği yapan oldukça kompleks bir yapıdır. Bu tür girişimlerin, ağrı mekanizmalarına hakim, bu konularda özel eğitim almış anesteziyoloji ve algoloji uzmanları tarafından, ultrasonografi gibi ileri teknolojilerin kullanıldığı güvenli ortamlarda yapılması sürecin sağlığı açısından büyük önem taşır. Ağrıyı anlamak ve doğru noktaya doğru müdahaleyi yapmak, hastaların omuzlarındaki görünmez yükü hafifleterek onlara daha aydınlık bir yaşamın kapılarını aralayabilir.
Sıkça sorulan sorular
GON (Greater Occipital Nerve) Blokajı, başın arka kısmındaki büyük oksipital sinir çevresine lokal anestezik ve gerektiğinde kortikosteroid uygulanarak yapılan girişimsel ağrı tedavisidir. Baş ağrısını azaltmak ve sinir kaynaklı ağrıyı kontrol altına almak amacıyla uygulanır.
Migren, oksipital nevralji, servikojenik baş ağrısı, küme tipi baş ağrısı ve bazı kronik baş-boyun ağrılarında, ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı seçilmiş hastalarda uygulanabilir.
İşlem sırasında başın arka kısmındaki sinirin geçtiği bölge belirlenir, cilt antiseptik ile temizlenir ve ince bir iğne yardımıyla sinir çevresine lokal anestezik, gerektiğinde kortikosteroid içeren ilaç enjekte edilir. İşlem genellikle 5-10 dakika içinde tamamlanır.
Kan sulandırıcı ilaç kullanımı, ilaç alerjileri, gebelik durumu ve mevcut hastalıklar hakkında doktora bilgi verilmelidir. İşlem öncesinde doktorun önerdiği hazırlık kurallarına uyulması güvenlik açısından önemlidir.
İşlem sırasında iğne girişine bağlı hafif batma veya kısa süreli yanma hissedilebilir. Ancak uygulama genellikle iyi tolere edilir ve çoğu hasta belirgin bir rahatsızlık yaşamadan işlemi tamamlayabilir.
Lokal anesteziye bağlı rahatlama kısa sürede başlayabilir. Kalıcı etkinin süresi kişiye, altta yatan hastalığa ve kullanılan ilaca göre değişir. Bazı hastalarda haftalar veya aylar boyunca ağrı kontrolü sağlanabilir.
İşlem genel olarak güvenlidir. Enjeksiyon bölgesinde geçici ağrı, morarma, uyuşma veya baş dönmesi görülebilir. Nadiren enfeksiyon, kanama, alerjik reaksiyon ya da sinir hasarı gibi komplikasyonlar gelişebilir.
İşlem sonrası kısa süre dinlenmek, ilk gün ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmak ve enjeksiyon bölgesinde şiddetli ağrı, kızarıklık veya ateş gelişmesi halinde sağlık kuruluşuna başvurmak önerilir.
Hayır. GON blokajı ağrıyı kontrol etmeye yönelik bir girişimdir ve etkisi kişiden kişiye değişebilir. Gerekli durumlarda işlem tekrarlanabilir veya ilaç tedavisi ve fizik tedavi gibi diğer yöntemlerle birlikte uygulanabilir.
Kronik migren, oksipital nevralji veya diğer dirençli baş ağrıları bulunan kişilerin değerlendirilmesi ve GON blokajı planlaması için algoloji (ağrı tedavisi), nöroloji, anesteziyoloji veya fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanına başvurması önerilir.

Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı
Uzm. Dr. Enis Biçerer, 1978 yılında Manisa’da doğdu. Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nden mezun olduktan sonra, GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanlığı Eğitimini tamamladı.
Proloterapi ve Nöral Terapi eğitimleri alarak ağrı tedavileriyle ilgili önemli çalışmalar gerçekleştiren Dr. Biçerer, ozon tedavisi konusunda da uzmanlaşmış ve bu alanda deneysel çalışmalar yapmıştır.

